beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


TÜRKAN GÖKGÜL

facebook-paylas
YAŞLANMA ÖNCE BEYİNDE BAŞLAR
Tarih: 23-10-2025 16:00:00 Güncelleme: 23-10-2025 16:00:00


Yaşlılık (Geriatri):
Yaşlılık; tat ve koku kaybı, tükürük salgısı, mide ve bağırsak fonksiyonlarının azalması, kalp ve damar hastalıkları, yüksek tansiyon, diyabet, kanser, osteoporoz, kabızlık, unutkanlık ve zihinsel fonksiyonlarda azalma gibi durumların habercisidir.

Yaşlanma önce beyinde başlar, sonra ayaklardan başlayarak bacaklara, derken tüm vücuda yayılır.
Dokuların ve hücrelerin performansında meydana gelen geri dönüşsüz ve ilerleyici değişikliklerdir “ihtiyarlık” denen yaşlar.

Bu dönem, ölüm korkusunun daha çok akla geldiği zamanlardır. Yaşlılık denen şey; beyaz saçlardan ve yüz buruşukluklarından çok, artık geç kalınmış bir oyunun oynanmış olduğu ve sahnenin bundan sonra başka bir nesle ait olduğu duygusunu hissetmektir, der ünlü roman yazarı Andre Maurois. Öyle mi hayat gerçekten, acaba?

Dünya Sağlık Örgütü, 65-74 yaş arasını genç yaşlı, 75-84 yaş arasını orta yaşlı ve 85 yaş ve üzerini ise yaşlı olarak tanımlamıştır.

Doğum ve ölüm hızının yavaşlaması, sağlık alanındaki gelişmeler, yaşlılık döneminde yeterli ve dengeli beslenme, sağlığın korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi; yaşam süresinin uzaması ve yaşam kalitesinin artmasında büyük rol oynamaktadır.

Hayatın ilk yıllarında büyümeye ayarlanmış olan insan, yaşlılık döneminde gerileme, yitirme ve ölümle karşılaşır. Bunlar, onun beklentisi dışında ortaya çıkan olgulardır.

Çocuk ölümlerini her zaman "zamansız" olarak nitelendiren toplumumuzda, genellikle yaşlı bir insan, "ölme sırası" açısından en uygun kişi olarak görülür.

Elden ayaktan kesilen yaşlılarımızın ölüm haberini alınca üzülsek de, nedense “onun düğünü bayramı” deriz. “Yaşamda her mutluluğu gördü” diyerek, artık yavaşlayan hareketleri, hastalıkları, ağrıları sonrasında “kurtuldu” demek isteriz.
Hatta gençlerden bazen “Biz onun yaşlarını göremeyiz” gibi söylemler de duyulur. Maalesef...

İnsanoğlu için doğumdan itibaren tek gerçek, ölümdür.
Doğduğumuz andan itibaren, koşarak ölüme doğru ilerleyen biz canlılar, hiç ölmeyecekmiş gibi hayata sarılır ve hayatı dolu dolu yaşarız.

Ölüm gerçeği, varoluşun anlamında her zaman yer almaktadır. Ölümden kaçamayacağını farkına varan tek yaratık insandır. Ki büyüklerin dediği gibi:

“Ölüm, aslında en büyük icattır.”

Yaşlı insanla ölüm arasındaki ilişki, sosyal etki altındadır.
Yaşlı birey, gücünü ve sağlığını korusa da, işinden koparılıp alınmasa bile, toplumun ona “sonun yaklaştığı” fikrini yansıtması sebebiyle, yaşlının istek ve tasarılarının da maalesef sonu olur.

Birçok toplumda, ölüm bir son değil; bedenden can çıksa bile ruhun yaşamaya devam ettiği kabul edilir.
İslamiyet başta olmak üzere birçok dinde bu inanç vardır.

Bu gerçeği kabul eden insanlar, öbür hayatları için yatırım yaptıkları sürece, kendilerini ölüme daha hazır hissederler.

Biz gençler de bir şeyin farkına varmalıyız:
İhtiyarlarımızla geçireceğimiz zaman ve yapacağımız anılar için süre çok kısa.

Bu süreyi iyi değerlendirip, bol bol anı biriktirmek bizim elimizde.
Onların anılarını dinlemek, onlarla bir kahvaltı ya da akşam yemeği yemek, yaşlılarımızla bir çay içmek…
Yeri doldurulamayacak, çok değerli anıların adresidir.
Unutmayalım...

 



Bu yazı 5882 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI