Şu yaşımıza geldik hayat denen yolculuğumuzda birçok tecrübe edindiğimiz olaylarla karşılaştık iyi ya da kötü güzel veya çirkin hepimiz hayatı tanıya tanıya gördük ki aslında vahşi bir ormanda yaşamaya çalışan elbise giymiş modern varlıklarız hepimiz. Aslında görünürde hayatta herkes kötü değil hayatının belli dönemlerinde ya da hayatının tamamında hakka hukuka girmeden hatta başkalarına yardımı kendilerine doğru yol olarak gören nice kadınlarımız erkeklerimiz yaşı kemale ermiş ağabeylerimiz ve ablalarımız var.
Daha doğduğu gibi çöpe atılan çocuk ne kadar suçlu olabilir. Ya da hayatta oyun oynaması gerektiği çağlarda çocuk gelin olan çocukluğu bir kenara bırakın genç olmadan anne olan evin, çocukların yükünü omuzlayan o sabiler. Neyin kurbanı? Ya evin geçimine katkıda bulunsun diye okula gitmesi gerektiği ya da oyun oynaması gerektiği günlerde tamirciye çay ocağına ya da bakkal çıraklığına verilen o çocuk işçiler ya törelere bağlanmış çürük beyinlerin, gencecik bedenleri toprağa vermesi. Hele bir yolla bedenini satmak zorunda kalan kadınlarımız, onlar toplumumuzun kapanmaz yaraları. Tüm bunlar kader mi yoksa hayat denen ormanda yol almak isterken yolunu kaybedenler mi ?.Bu hayata zaten bir sıfır yenik başlamışlar gördükleri şiddet ekonomik baskının yanında toplumun “ne der “baskısını tanımış tanıdığı bu duygularını bulduğu eşleri kendine eş olarak seçince tabiî ki de geçim denen şeyler oluşmuyor bu yuvalarda. Zavallı kaderi güzel yazılmadığına inanan birey geçmiş yaşamında görmemiş ki sevgiyi merhameti hoşgörüyü nereden bilecek bu duyguları gelecek nesillere aktarmayı tabi böyle olunca da ayrılıklar kaçınılmaz. Peki, resmiyette ayrıldığı eşinde beyninde ayrılamayan eski eşlerin kadınlara
-Ya benimsin ya kara toprağın cinneti ormanda değil de nerde olur. Aslında bu vahşi ormanda hepimiz kullanacağımız eşya, ev otomobil ihtiyacımız ne varsa hepsini almak için değil daha çok almak için birbirimizin gözüne baka baka uğraşıyoruz. Hepimiz tabi ki de bu kadar bencil değiliz geçtiğimiz günlerde dört torununa bakan kadına hediye ev alan ya da gücü yettiğince çevresindeki muhtaçlara kulaklarını tıkamayan insanlar var. Geçenlerde petshop un camında gördüğüm askıda mama bulunur yazısı beni o kadar mutlu etti ki inanamazsınız. Ormanın en güçlüsü kralı aslanlar bile hayvan aklı ile avını yakalayıp karnını doyurunca kalanını öbür hayvanlar yesin diye terk eder. Ya bizler dünya malının dünyada kalacağını çoğu zaman unutur gideriz dünya telaşına kapılır daha çok daha da çok olsun diye birbirimizi olayları kendi çıkarlarımız için kullanırız. Deprem mi oldu; hadi kiralık binaların fiyatları uçtu gitti. Asgari ücret kaç lira diyen yok herkes ne kadar çok nemalanırım derdinde. Ramazan mı geldi, bakmışsın yiyecek içeceğin fiyatları fırlamış. Sakıp Sabancı kardeşimiz vasiyetinde eski delik çorabım ile beni gömün demesi üzerinden kaç yıl geçti. Kefenin cebi olmadığını biliyorduk ama unutuyorduk değil mi? İzlediğim bir videoda hayatı bir bardak suya benzetiyor anlatıcı, içine bir kaşık toz toprak atıyor ve hayatımız kirlenince bunu ömrümüzün sonuna kadar temizlemek için uğraşır dururuz diyor. Kirli bardaktan toz toprağı kaşık kaşık temizlemek için uğraşıyor. Böyle ömrümüzü geçirecek olursak hayatımızdan kötülükleri temizlerken iyiliklere zamanımız kalmaz diyor. Ama bunun yerine hayatımıza güzellikleri katmaya devam edersek ( kirli su olan bardağa sürahi ile bol bol temiz su döküyor bardaktaki su zamanla tertemiz oluyor) bir gün hayatımızda tertemiz olur diyor. Ne kadar haklı kendimizi bu vahşi ormandaki kötülüklere değil de güzelliklere hep birlikte çevirelim hayatta muhtacın elinden birlikte tutalım kadınlara şiddete son verelim en önemlisi de paylaşmayı öğrenelim acımasız ormanı cennete çevirelim ne dersiniz?