beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Mustafa TOPTOP

facebook-paylas
KÜFÜR SATAN DÜKKÂNLAR
Tarih: 13-07-2024 14:32:00 Güncelleme: 13-07-2024 14:32:00


Okulun son günleri, bir taraftan karne telaşı, diğer taraftan sınavları biten, gözü dışarda olan, canı ders işlemek istemeyen öğrencileri okulda tutabilme endişesi. İdareciler diken üstünde. Kulakları seste. Olay an kadar yakın. Nerede, ne zaman çıkacağı hiç belli olmaz. Stres hat safhada. Hal böyleyken yukarıdan gelen bir yazı, “Bütün okul müdürleri il merkezindeki konferansa katılacaklar.” Bakanlıktan bir başmüfettiş gelmiş, konferans verecekmiş.

Hepimiz söylene söylene gittik. “Sırası mıydı şimdi konferansın, okulda bu kadar yetişmesi gereken iş varken!” Desek de gittik, salondaki yerimizi aldık, bekliyoruz beyefendiyi. Herkeste aynı homurdanmalar, dert yanmalar…

Beyefendi başladı konuşmaya. Önce oturuşumuzu düzeltti. “Rahat olun arkadaşlar, içinizden geçenleri biliyorum, ben de sizin aranızdan geldim. Bunca işin arasında nereden çıktı bu konferans diyeceksiniz. İş bir şekilde hallolur arkadaşlar, hele sizinle bir hasbıhal edelim.” dedi. Bu sözlerden sonra gevşedik biraz. Konuşma ilerledikçe salondan kahkaha sesleri gelmeye başladı. Konferansta değil sanki psikolojik bir rahatlama seansındaydık. Asık suratlı, gergin adamların yerini gülen, atılan kahkahalarla neşesi yerine gelmiş, moral depolamış insanlar almıştı.

Sohbet havası içinde birçok şey anlatıldı o gün. Aklımda kalan, daha doğrusu dikkatimi çeken hikayelerden biri de “Osmanlı’da küfür satan dükkânlar.” hikayesi oldu. Daha sonra İskender Pala’nın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan 18. Yüzyıla ait bir kitabın yan taraflarına yazılmış bir hikâyeden derlenmiş olduğunu öğrendiğim hadise kısaca şu şekilde. Eski İstanbul’da, o zaman şehir dışı sayılan Eyüp bölgesinde helvacılar, şekerciler varmış. Bu dükkânların birinde güzel helvaların yanında isteyenlere küfür de alınıp satılırmış.

Çok ilginç geldi bana. Hiç küfür alınıp satılır mı? Hikâye böyle efendim. Sabahleyin satacağı en güzel helvalarını hazırlayıp tezgâhının başına geçen dükkân sahibi, gelenlerin tatlı yemek için mi, yoksa küfür alıp satmak için mi geldiklerini hallerinden anlarmış. Konu küfür ise müşterinin kulağına eğilerek “Alıcı mısın, satıcı mısın?” diye sorarmış. Satıcı ise adamın önüne bir kâğıt ve divit koyar, küfrü yazmasını istermiş. Eğer okuması, yazması yoksa müşteri kulağına fısıldar o da kâğıda yazar, sonra da satın aldığı küfrün parasını yani telif hakkını verirmiş. Alınıp satılan küfürler öyle sıradan, herkesin bildiği küfürler değil; henüz gün yüzüne çıkmamış, herkesin bilmediği ilginç küfürlermiş. Eğer alıcı ise dükkân sahibi önce bir köşede derdini dinler gelenin. Küfrün nerede yapılacağını, küfrü yiyecek olan kişinin yaşını, mevkisini, herhangi bir özrünün olup olamadığını (kişinin özründen dolayı rencide olmaması için) ve daha birçok soruyu sorar sonra da durumuna en uygun olan küfrü çıkarır verirmiş. Küfrün parasını veren müşteri dükkânda çıkar ve rahatlarmış.

Ağzı küfre alışık olmayan biri olarak çok garip geldi bana bu hikâye. Ama itiraf etmeliyim ki çok öfkelendiğimde boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hisseder kiralık ağızlar ararım bazen! Salondan çıkarken hepimizin yüzü gülüyordu. “İyi ki geldik!” dedik birbirimize. En sıkıntılı zamanımızda iyi geldi, rahatlattı bizi. Orada topladığımız enerji ile bütün işleri bitirdik. Stresle nasıl başa çıkacağımızı, öfkemizi nasıl kontrol edeceğimizi de öğrendik.

“Nereden çıktı bu hikâye?” diyeceksiniz. Akşam vakti sokakta yürüyordum. Birkaç çocuk biraz ilerden konuşarak gidiyorlar. 6-7 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir çocuk yanındakilere “Ananı…” ile başlayan bir küfür salladı. İçim sızladı. Beyefendinin anlattığı bu hikâye geldi aklıma.

Zaman o kadar kötüledi ki küfür satın almaya gerek yok. Ne küfürler duyacaksınız küçücük çocuklardan. Sokakta oynayan çocuklara bir kulak verin hele. Eskiden birine yapıldığında kavga konusu, hatta cinayet sebebi olabilecek küfürler çocuklarımızın ağzında sakız gibi maalesef!

Annelere, babalara, öğretmenlere, hocalara velhasıl toplumda yaşayan bütün büyüklere sesleniyorum. Eğer temiz bir toplum istiyorsak çocuklarımızın ağzından önce kendi ağzımızdan başlamalıyız temizliğe. Kaba saba konuşmak yerine güzel konuşmayı öğretmek hepimizin hedefi olmalı. Bir çocuk küfürlü konuştuysa bizimle ilgisi olsun olmasın usulünce uyarmalı, yanlış konuşma üzerinde toplum baskısı oluşturmalıyız. “Beni ilgilendirmiyor!” deme hakkına sahip değiliz. Çocuklar hepimizin. Onların geleceği ülkemizin geleceği.

Temiz toplum, temiz konuşmayı gerektirir. Unutmayalım, çocuklarımız en çok bizi taklit ederler. Kendimizden başlayalım. Suyu önce kendi ağzımıza, sonra çocuklarımıza verelim! Bu arada internet denilen dipsiz kuyuya da dikkat edelim. Çünkü çocuklarımız istemediğimiz konuşma tarzının bir kısmını da oradan öğreniyorlar. Ellerine kontrolsüz olarak verdiğimiz telefon, tablet ve bilgisayarlar tehlike saçıyor. Mümkünse alternatif oyunlar, aktiviteler bulalım. İşimize, özel hayatımıza harcadığımız mesainin bir kısmını da çocuklarımıza ayıralım. Saygıyla kalın efendim…



Bu yazı 7246 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI