Öğleden sonra iki bardak çay içimi toplanılan sohbet masası kimleri misafir etmez ki? Müdavimleri bellidir ama bazıları da geçmişin derinliklerinden çıkar gelir, bıraktıkları güzel hatıralarla misafir olur masaya. Kendileri olmasa da hikayeleri masanın o günkü muhabbetine konu olur.
Sekiz on kişilik masamıza eski bir kaymakam misafir oldu bugün. Kendisinin haberi yok tabi. Kim bilir memleketin hangi köşesinde şimdi? Doksanlı yıllardan çıkıp geliverdi. Tıpkı görev yaptığı yıllardaki gibi. Çalıştığı yerlerde iz bırakanlar unutulmuyor. Bu beyefendi de İhsaniye’nin unutamadıklarından. Ne zaman, nereden çıkacağı belli olmaz. Kendisinin mesai kavramı herkesinkinden biraz farklı. Aslında olması gerekeni yapar.
Sabah mesaisi sekizde başlar. Herkesten önce makamındadır o. Bütün daireler beş on dakika içerisinde çalışanların işe geldiklerine dair imza kartonlarını kaymakamlığa getirirler. İşe geç kalan yandı. Kaymakamın mesai konusundaki hassasiyeti, otoritesi kısa zamanda ilçeye çeki düzen verdi. Çalışanlar zamanında işlerine gider oldular. Vatandaşın işini zamanında, savsaklamadan yapar oldular.
Kaymakamın etki alanı sadece hükümet konağı değildi. Sabahın yedisinde okul pansiyonuna gider, çöp tenekesini tekmeler, işlerin daha düzgün yapılmasını isterdi. Bu durum her ne kadar çalışanların hoşuna gitmese de sonuçta yanlış olan şeyler düzeltilirdi. Temizlik ve estetik noktasında daha hassas davranılırdı.
Farkı, güzelliği yakalamak ve hissettirmek adına hükümet konağının bütün alanlarını halıyla kaplatmıştı. İş görmek maksadıyla konağa gelenler gördükleri manzara karşısında şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi. Herkes kendisine çeki düzen verir, işlerini görür ve konaktan ayrılırlardı. Mekanların da dili vardır. Bazı mekanlar insanlarda saygı uyandırır, bazı mekanlar da estetik duyguları kamçılayarak güzellik duygusu meydana getirir. Kaymakam bey de bunu yapmaya çalışıyordu. Alışılmışın ötesinde sıra dışı davranışlar sergiliyordu.
Motosikletine atlayıp sabah namazında köyde imam denetliyor, vaktinde görev yerinde olmayanlar hakkında gereğini yapıyordu. Keyfî davranışlara kesinlikle izin vermiyordu. Görevini iyi yapanları da takdir etmekten geri durmuyordu.
Böyle otoriter bir kaymakam profilinin egosunun çok yüksek olduğunu düşünebilirsiniz. İnsanların korktuğu, çekindiği bir makam sahibi gelebilir aklınıza. Öyle değil aslında. O sadece devletin kendisine verdiği görevi düzgün yapmaya, görevin hakkını vermeye çalışıyordu. Emrinde çalışanlardan da aynı şeyi istiyordu. Bazı insanlar koltuklarını başlarının üstünde taşır, koltuğa nefislerini oturturlar bazı insanlar da koltuğa oturur sadece görevin gereğini yaparlar, nefislerinin istediğini değil…
Otoritesi tavan olan beyefendi bir gün okulun bahçesine geldi. Mesai sonrası insanlar burada futbol oynarlardı. Eşofmanlarını, ayakkabılarını giymiş top oynamaya hazırlanıyordu. Kendisini selamladıktan sonra gülerek “Sahada kaymakamlık yok değil mi efendim?” dedim. O da “Tabi, sahada hepimiz futbolcuyuz.” dedi. Ben yine gülerek “Ama ben adamı indiririm” diyerek takıldım. Gülerek karşılık verdi. “Elinden geliyorsa yaparsın” dedi.
Maç başladı. Sahada herkes futbolcu. Öyle bir pozisyon geldi ki ben kaymakamı yuvarladım. Sakın yanlış düşünmeyin, kesinlikle kasıt yok, pozisyon gereği. Hemen tutup kaldırdım. Sonra “Söylemiştim…” dedim. Olumsuz bir tepki vermedi. Herhangi bir futbolcu gibi “Olur böyle şeyler” dedi ve oyuna devam ettik. Egonun zerresini görmedim. Kaymakamlık sahanın dışında kalmıştı gerçekten.
Makamı ile nefsini ayırabilenler gerçek saygıya ve sevgiye layık insanlardır. Yıllar geçse de unutulmazlar. Çünkü bıraktıkları izler güzellik duygusu uyandırmıştır insanlarda. Yeri geldikçe gönüllerden çıkar sohbet masalarının misafiri olurlar.
İsminin önemi yok, tanıyanlar bilirler. Önemli olan geride bıraktığı güzelliklerdir. Çok daha önemli olan Allah’ın rızasıdır. Görevlerini ibadet aşkıyla yapan herkese selam olsun…