Afyon’da Hıdırlık’ta okudular yazıyı. “Camiler Garip Kalmasın!” sözü ve İhsaniye Gar camii hakkında yazılanlar dokundu yüreklerine. Birbirlerine baktılar, “Gidelim! Garip bırakmayalım!” dediler. Camideki çocuklar için hediyeler aldılar. Kararlaştıkları günde çıktılar yola.
İhsaniye’den önce Kayıhan kasabasına uğrayıp bir hasta ziyareti yaptılar daha sonra Horasan erenlerinden olduğu bilinen Hayran Veli(Hayran Balı) türbesinin kapısına vardılar. Yaklaşık yedi yüz yıl önce yani Anadolu’nun Türklere vatan olması için gayret gösteren gönül insanlarına Fatihalar ikram ettiler. Cilt hastalığına maruz kalanların burayı ziyaret ettiklerini öğrendiler. İhsaniye’ye doğru tekrar yola koyuldular.
İhsaniye Gar Camii’ne geldiklerinde bahçede oynayan çocuklar karşıladı onları. Teneffüs saatindeydiler. Hediyeler dağıtılıp çocuklar sevindirildi. Cami bahçesindeki duvarları kamış örgülü kamelyada çaylar yudumlanırken sonradan gelenlerle beraber sohbet koyulaştı. Namaz vakti yaklaşırken çocuklarla beraber caminin içine girildi. Çocuklar misafirlere ilahiler, salavatlar ve tekbirler ikram ettiler. Ezan okundu, namaz eda edildi. İmam efendi camide yapılanları anlattı.
Küçük ve şirin cami şenlendi. “Camiler Garip Kalmasın!” denildi. Garip kalmadı. Küçük büyük Müslümanlar camiyi doldurdu. Boynu bükük ihtiyarın gözleri parladı. Beli doğruldu sanki. Geleceğe umutla baktı. Hele imam, ayakları yere basmıyordu sanki. Memnuniyeti her halinden belliydi. Gelenler en az bir gün bu camiye gelmeye karar verdiler. Manzara onların da hoşuna gitmişti…
İhsaniye’nin manevî sultanlarından biri de Karacaahmet Sultandır. Bu topraklara gelip Hayran Veli ile kardeş olduğu söylenen Karacaahmet Sultan’ı ziyaret etmeden gitmek olmazdı. İhsaniye’ye altı kilometre uzaklığındaki Karacaahmet köyüne gidildi hep birlikte.
Ruh hastalıkları doktoru olarak bilinen Karacaahmet Sultan’ın türbesi her zamankinden daha kalabalıktı. Uzaktan yakından birçok hasta yakınları tarafından getirilmişti. Hastalar için ayrılan perdeli hücreler dolu olduğu gibi türbenin içi de doluydu. Sanki hastane gibiydi içerisi…
Ziyaretimizi yaptıktan sonra İhsaniye’nin Akören Mahallesinde bulunan Karacaahmet Sultan ve Hayran Veli Sultanla aynı yıllarda bu bölgeye geldiği sanılan iki türbeye daha uğradık. İdris Dede türbesi mahallenin içinde. Burada İdris isimleri çok fazla. Sebebini sorduk. Çocuğu olmayanların burayı ziyaret ettiklerini. Çocukları olursa İdris ismini koyacaklarını adamaları sebebiyle bu ismin burada fazla olduğunu öğrendik. Türbenin komşularıyla muhabbet ettik. İkramlarıyla serinledik.
Akören mahallesinin biraz dışındaki Bahsi Dede (Sayâ Baba) türbesini de dışarıdan ziyaret ettik. Eyvanı bulunan, bu çevrede nadir görülen iki katlı bir yapı. Yolu yapıldığında ziyaretçisinin artacağını düşündüğümüz farklı bir vakıf eseri…
Bereketlendi bugün İhsaniye Gar camii. Sadece cami mi? Bu şirin camiyi ziyarete gelen herkes nasibini aldı. Bölgenin maneviyatını iliklerine kadar hissetti gelenler. Ağırlıklarını, yüklerini bırakıp kuşlar gibi havalanıp gittiler. “Niyet halis ise akıbet hayır olur.” diyen ne kadar doğru söylemiş. “Hayırlı işlerin muzır manileri çok olur.” der bir amcamız.
Hayırlı işlerimizi gereksiz sebeplerle ertelemeyelim. Kendimize bir hayır yapmak istiyorsak ezan sesine kulak verelim. Kuşlar gibi hafifleyelim. Yüce Rabbimize kullukta varlığımızı yok bilip hakikate erelim inşallah…