Nisan ayının ortalarındayız. Kış yerini bahara bırakmaya hazırlanırken barajlarımız bu mevsimde beklenen seviyenin çok altında. Yaz gelmeden kuraklık kapımızı çalmak üzere maalesef. Su kaynaklarımız gittikçe tükeniyor ve biz alışkanlıklarımızdan vaz geçemiyoruz. Her şeyi fütursuzca tükettiğimiz gibi suyu da öylece tüketiyoruz.
Baraj seviyesinin Nisan ayına göre çok düşük olduğunu gören Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine bağlı Beyköy’de yaşayan vatandaşlarımız bir araya gelerek bu duruma bir çare aramışlar. Baraj dolmazsa sulama mevsiminde tarlalarını sulayamama tehlikesi ile karşı karşıyalar. Kış bitti ama baraj neredeyse taban seviyesinde. Görünen köy kılavuz istemiyor. Kuraklık kapıda…
Barajın yakınından geçen derede su var ve boşa akıyor. Köylü bir araya gelmiş uzun tartışmalardan sonra bu suyun baraja akıtılması kararına varmışlar. Deredeki su kesilmeden bir an önce borularla baraja taşınması gerekiyor. İyi de nasıl olacak bu?
Fatih Sultan Mehmet, Haliç’e zincir çekilince karamsarlığa kapılmayıp gemileri kızaklar yaptırarak dağlardan yürütüp denize indirmedi mi? Ferhat Şirin’in aşkına dağları delmedi mi?
Allah izin verirse imkânsız diye bir şey yoktur. “Kader gayrete aşıktır.” denmemiş mi? Sadece aşk ile koşmak gerekir diyen Beyköylüler köydeki yüz traktörün nöbetleşe onar saat çalıştırılarak borular vasıtasıyla deredeki suyu baraja akıtmak gerektiğine karar vermişler. Bu iş için seferber olmuşlar ve bir planlama yaparak işe koyulmuşlar. Baraja kadar beş boru hattı oluşturarak traktörlerin arkasındaki düzenekle suyu pompalamaya başlamışlar.
“Zora dağ dayanmaz.” demişler. İnsan azminin elinden bir şey kurtulmaz. Buradaki durum da aynen böyle.
Sosyal medyadaki paylaşımlardan gördüm ve merak edip ben de gittim bölgeye. Gördüğüm manzara beni o kadar şaşırttı ki anlatamam… İnsanların yüzü gülüyordu. Birlikte bir iş yapmanın zevkini, neşesini yaşıyorlardı. Derenin kenarında durmadan çalışan traktörler ve sahipleri topluma faydalı olmanın mutluluğunu ve heyecanını yaşıyorlardı.
Diğer tarafta barajı gören tepeden borulardan aşağı dökülen sular güzel bir şelale oluşturmuştu. Barajın sularıyla kucaklaşan dere suyu sete doğru ilerlerken güzel görüntüler sunuyordu izleyenlere. İnsanlar bir dereye bir şelaleye... durmadan gidip geliyorlar. Manzaranın seyrine doyamıyorlardı.
Barajdaki su seviyesi yükselmeye başladıkça insanların umudu da artıyordu. Tarlalar sulama zamanı susuz kalmayacak, yüzler gülecek inşallah... Bu yazıyı kaleme aldığım gecenin ilerleyen saatlerinde sosyal medyadan hala canlı yayınlar yapılıyordu. Ateşler yakılmış, semaverler faaliyette. İnsanlar soğuğa aldırmadan neşe içinde çaylarını yudumluyorlardı.
Son zamanlarda pek görmediğimiz imece usulü örnek bir çalışmaydı bu. Barajın birkaç yüz metre yakınından geçen suyun baraja akıtılması mümkün aslında. Dereden baraja açılacak bir kanalla bu sorun kökten çözülebilir. Konuştuğum Beyköylüler devletimizin yetkililerinden destek bekliyorlar. Şimdilik geçici bir çözümü bu kuraklıkta kendilerinin ürettiklerini ama kalıcı çözümün kanal açmak olduğunu söylüyorlar. Her türlü çözüme de destek vereceklerini ifade ediyorlar.
Beyköylülerin gözlerindeki pırıltıdan anladım… “İnanmak başarmanın yarısıdır.” demişler… Bugün bunu gördüm burada. Umutla ve inançla yapılan çalışmalar başarıya ulaşır. Sonucu ben de merakla heyecanla bekliyorum. Bu güzel çalışmanın başarıyla sonuçlanmasını gönülden arzu ediyorum.
Başarmak için gece demeden, gündüz demeden bir araya gelip aşkla çalışan bütün Beyköylü kardeşlerimi kutluyorum. Rabbim emeğinizi yağlı etsin!