Türbelerinden bir tanesi de Afyonkarahisar’ın İhsaniye İlçesine bağlı Karacaahmet köyündedir Karaca Ahmet Sultan’ın. “İstanbul, Afyon, Manisa, Aydın, Sivrihisar, Göynük, Makedonya’da yedi türbesi; Akhisar Karaköy, Eşme-Karaca Ahmed ve Manisa Horoz köylerinde üç makamı bulunmaktadır.” (TDV İslam Ansiklopedisi) Bu yazıda Karaca Ahmet Sultanın nerede bulunduğundan ziyade Afyon’daki türbesinde karşılaştığım durumlara ait gözlemlerimi anlatmaya çalışacağım.
Yüzyıllardır ziyaretçisi hiç eksik olmayan bir şifahanedir Karaca Ahmet türbesi. 13.ve 14. Yüzyıllarda Orhan Gazi döneminde yaşadığı sanılan Karaca Ahmet Sultan Türkmen Beyi Süleyman Horasanî’nin oğludur. Horasan erenlerindendir. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasına katkısı olan bir derviştir. Aynı zamanda bir ruh hekimidir. İslam’ı anlattığı gibi hastalar da tedavi etmiştir. Bu sebeple hem halk tarafından hem devlet adamlarınca sevilmiş, itibar görmüş bir şahsiyettir. Günümüzde de manevî tasarrufunun devam ettiğine inanılır. Afyon’daki türbesinden ziyaretçiler eksik olmaz.
Türbe ile ilgili yakın zamanda televizyonlarda programlar yapılmış ve sonrasında türbe adeta hastaneye dönüşmüştür. Ziyaretçilerin bol olduğu bir dönemde ben de peş peşe birkaç gün türbeye gittim. Ziyaretçileri ve hastaları gözlemledim. Bu bölgede yaşadığımız için gelen hastalar hakkında epey hikâyeler dinlemiştim köydekilerden. Buraya getirilen hastaların küçük odacıklardaki tomruklara bağlandıklarını, belli bir müddet burada kaldıklarını ve hastaların bir kısmının şifa bulduklarını biliyordum. Ziyaretlerden birinde türbe bakıcısına “Şu anda buradaki ziyaretçilerden şifa bulan var mı?” diye sordum. Türbe görevlisi türbenin içindekilerden birini işaret ederek “Şu adamla konuş.” dedi.
Adamın yanına gittim. Tanıştım. Bursa’dan geldiğini söyledi. “Birkaç yıl önce arkadaşlarım beni buraya her tarafımı bağlayarak, zorla getirmişler. Kendimi bilmez haldeydim. Saldırıyormuşum etrafımdakilere. Beni şu odadaki tomruğa bağladılar. Yalnız bıraktılar. Bir gece yattım türbede.” Merakla sordum: “O gece ne oldu? Neler yaşadın? Yanına gelen giden oldu mu?” Adam derin bir iç çektikten sonra “Gelen giden olmadı. Gözümle bir şey görmedim ama birilerinin geldiğini hissettim.”
Heyecanlanmıştım. “Ne oldu? Bir şey yaptılar mı sana?” Adam sanki o anı yaşar gibi oldu. “Göğsüme hafifçe vurduklarını hissetim ve benim içimdeki bunaltı gitti. Sabahleyin tomruğun ucundaki kilidi kendim açtım ve türbeden Allah’ın izniyle iyileşmiş olarak çıktım. O günden sonra yıllık izinlerimin bir kısmını burada geçiririm. Sürekli ziyaret ederim burayı. Hizmet etmeye çalışırım.” Dondum kaldım. Başkalarından çok duymuştum iyileşen hastaların hikâyesini ama iyileşen biriyle ilk defa konuşuyordum.
Markette yabancı birileriyle karşılaştım. Birisi Muş’tan diğeri Manisa’dan gelmiş. Karacaahmet köyünde hastaları varmış. “İyileşme var mı?” diye sordum. Hastaların daha iyi olduklarını söylediler. Şifa Allah’tan. Aramak lazım. “Bulanlar ancak arayanlardır.”
Aradım ben de Üsküdar’da Karaca Ahmet Sultan türbesini. Buldum. Farklı bir mekânın içerisindeydi. Girdim. Kapıdaki görevliye selam verdikten sonra “Karaca Ahmet Sultandan Karaca Ahmet Sultana geliyorum.” dedim. Görevli yüzüme baktı. “Afyon’dan mı geliyorsun?” dedi. “Evet” dedim. Sonra manası derin ve içime işleyen bir söz söyledi. “Karaca Ahmet Sultan kim severse onun!” Başka söze hacet kalmadı. Çok şeyi anlatmıştı bir cümlede. Saygı duydum. İşin özü sevmekte. Kimlikten ziyade sevgiyle, saygıyla bakabilmekte. Manzarayı daha geniş bir çerçeveye oturtmakta. Yesevi mektebinin yolcuları çok. Karaca Ahmet Sultan da onlardan biri. Hem de çok diri. Hastalanmadan gelin efendim. Sağlıcakla kalın. İyi bayramlar.