Köye geldiğinden beri girmediği ev, çalmadığı kapı bırakmadı. Gelmeyenin evine gitti, halini, hatırını sordu. Yeri geldiğinde işlerine yardımcı oldu, bazen de o yardım istedi. Köylü kısa zamanda alıştı bu farklı insana. Sofrasına davet eder, sofralarına giderdi. Onlardan biriydi sanki. Düğünlerde, cenazede, herhangi bir cemiyette baş köşe onundu. Mütevazi olduğu kadar, saygılı ve aynı zamanda sempatik bir yapısı vardı.
Cuma namazlarının dışındaki vakitlerde fazla cemaati yoktu. Bir safı bile bulmuyordu. Fakat bu imam yediden yetmiş yediye herkesin gönlüne dokundu. Gönül kapısını çalmadığı insan bırakmadı neredeyse. Çocukla çocuk, büyükle büyük oluyordu. Din hizmetlerini cami duvarlarının dışına çıkardı. Alışılmadık bir yöntem izliyordu. Köylü caminin karşısındaki eski bir binayı tamir ederek kullanımını imama verdi. Çocuklara, gençlere ve isteyen herkese Kur’an okumayı öğretti. Kitap okuma alışkanlıklarını geliştirdi. Köyün gençleri, çocukları etrafında pervane oluyordu. Birlikte hoşça vakit geçiriyorlardı. Camideki cemaat sayısı da iki katına çıkmıştı.
Nasıl sevmesinler? İmam düzenlediği etkinliklerle gençlerin odak noktası oluyordu. Kimi zaman birlikte futbol oynuyorlar, kimi zaman da pikniğe gidiyorlardı. Kış geceleri odada oturuyorlar hem eğleniyorlar hem öğreniyorlar hem de birlikte okuyorlardı. Hele il içi ve il dışında düzenlenen gezileri iple çekiyorlardı. Köylüler de çocuklarını seve seve gönderiyorlardı. Çünkü çocuklarının davranışlarındaki olumlu gelişmeleri görüyor ve seviniyorlardı. “İyi ki böyle bir imam var, Allah ondan razı olsun! Çocuklarımıza hem dinimizi öğretiyor hem de iyi bir insan olmaları için gayret gösteriyor.”
Sekiz yıl geçti aradan. İmamın çocukları büyümüş okul vakitleri gelmişti. Kendi çocuklarının geleceğini de düşünmek zorundaydı. İl merkezine yakın bir ilçeye istedi tayinini istemeye istemeye. İmamın köyden ayrılacağı haberi kısa zamanda yayıldı. Vaz geçirmeye çalıştılar. Memnun oldukları bu insanı kaybetmeyi hiç istemiyorlardı. Ne dedilerse olmadı. Ok yaydan çıkmıştı bir kere. İmam kararını vermiş, tayin de istediği yere çıkmıştı. Köylü imamın evine akın etti. Sanki öz çocuklarıydı giden. Her gelen sitemli, göz yaşlarıyla uğurladılar imamı.
Aynı hafta içerisinde bir ayrılık daha yaşadık. Bu da bir öğretmen. Boyu iki metreye yakın bir sınıf öğretmeni. Heybetli görünüşüne aldanmamak gerekir. Girdiği her yere neşe katan pozitif bir insan. Yeri gelir birinci sınıf seviyesindeki bir çocuğun arkadaşı olur, yeri gelir mehter takımının heybetli sancaktarı olur. Futbol olmazsa olmazı. Bu sebeple herkes tarafından sevilir, sayılır. Neşeli bir mizaca sahip, aynı zamanda oldukça mütevazi. Bir törende kendisiyle aynı boyda olan bir komutanla yan yana geldiler. Onlara bir komutan edasıyla “Rahat! Hazırol!” çektim. Hiç itiraz etmediler. Boylarını ölçtüm elimle. Bizimki bir parmak daha uzundu. Gülüştük.
Uzun yıllar görev yaptı ilçede. Hayatının en değerli yıllarını burada geçirdi. Çocuklarını burada büyüttü. Çok sevilmesine rağmen onun da veda vakti gelmişti. Giden yolunu aldı ve gitti. Arkasında güzellikler bırakarak.
İkisi de Abdullah. İkisi de Allah’ın kulu. İkisi de güzel insan. Gelmeleriyle güzellik kattılar yaşadıkları yere, gitmeleri hüzünle karşılandı. Gideceğiz bir gün, bâki olan biz değiliz. Şair Bâki’nin dediği gibi “Kubbede hoş bir seda” bırakabilmek önemli olan. İyi insan iyi anılır. İyilikler, güzellikler kalır arkasında.
Yolları ve bahtları açık olsun güzel insanların. Onlar gittikleri her yerde ışıklarını saçmaya devam edecekler. Mayasında iyilik iksiri taşıyorsa insan nereye giderse gitsin fark etmez, değişmez. Gittikleri yollara gül dökecekler. Yeni gönüller bulacaklar eskilerini bırakmadan. Çünkü Allah’ın kulu olduğunun farkındadır onlar. İyilikle kalın efendim.