Müslüman olarak yaratılan, dahi olması da, cani olması da mümkün olan yavrularımız, Allahın bize emanetedir. Çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmek onları eğitmek ve onları çağın bilgileri ile donatmak hem dini hem de milli bir görevimizdir. Bilindiği gibi hayatta en iyi yapılan yatırım insan için yapılan yatırımdır. Tarladaki ot saksıya alınıp bakım yapılırsa çiçek olur. Saksıdaki çiçek tarlaya bırakılıp bakımı yapılmazsa ot haline gelir. Nice adi Taşlar işlenince, emek verilince mücevher haline gelir.
En büyük eğitimci olan sevgili peygamberimiz Sallallahu aleyhi vesellem:
“ Rabbim beni terbiye etti, (eğitti ) ve terbiyemi , (eğitimimi) en güzel şekilde yaptı.”
“ Çocuklarınıza hoş muamelede bulununuz ve onları en güzel şekilde terbiye ediniz, (eğitimiz,)
.” (seçme hadisler: üçüncü kitap, sayfa 30)
“ Çocuklarınıza yüzme, atıcılık ve binicilik öğretiniz.“(El Münavi; Feyzul Kadir: 4/327) buyurmuşlardır.
Sevgili peygamberimiz çocuklarını ve torunlarını en iyi şekilde eğiterek bizlere örnek olmuşlardır.
Hazreti Ali, (Allah ondan razı olsun) diyor ki;” Çocuklarınızı içinde bulunduğunuz Çağa göre değil, gelecek çağlara göre yetiştiriniz“
İyi eğitilmiş ve güzel terbiye edilmiş çocuklarımız kıyamet gününde bizlere şefaatçi olacaktır.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır:
“ Mahşer günü bir kısım anne-babaların dereceleri birden bire yükseltilecek, başlarına yaldızlı bir taç konulacak.
Anne babalar, yarabbi! Kendimizi bu mevkilere layık görmezdik, niçin bunları bize Lütfettin? Diyecekler. Kendilerine,” Çocuklarınıza Kur’an terbiyesi verdiğiniz için cevabı verilecektir.“ (Darimi, Süneni; 2/451)
Çocuklarımıza cuma, bayram, kandil geceleri gibi dini gün ve gecelerin önemini anlatıp benimsetmeliyiz.
Anne babalar olarak en büyük görevimiz çocuklarımıza sahip olduğumuz dini ve milli değerleri benimsetmekte. Bu görevi yerine getirmeyen anne-babalar hiçbir zaman sorumluluktan kurtulamazlar. Dini ve milli değerleri iyice benimseyemeyen çocuklar, başka kültürlerin etkisi altında kalarak benliklerini kaybederler.
Dini ve milli değerlerle donatılan yiğitler, Çanakkale’de kutsal değerlerimizi korumak için canlarını feda ederek şahadet mertebesine ulaşırken, ailesi tarafından dini ve milli değerlerle donatılmayan “Haluk” (Tevfik Fikret’in oğlu) Amerika’ya giderek papaz okulunda okumuş, papaz olmuş ve papaz olarak vefat etmiştir. Nedeni gayet açık.
Tevfik Fikret oğlu Haluk’a:
” Ruz-u zemin vatanım, nev-i beşeri milletim.“ ( yeryüzü vatanım, bütün insanlar milletim “ diyerek vatan ve millet sevgisini reddediyordu.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy ise dini ve milli değerlere bağlı gençliğe”;
“ Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek,
Çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek.” Diye öğüt veriyordu.
Bu konuda en güzel sözleri merhum şairimiz Yahya Kemal Beyatlı söylemiştir. Sözü uzatmadan ona bırakalım.
“Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyasıyla dolu semtlerde doğdular. Doğduğunda kulaklarına ezan okundu. Evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinde okunan kuran sesini işittiler.
Bir raf üzerinde duran kitabullahı indirdiler. Küçük elleriyle açtılar, gül yağı gibi bir ruh olan sarı sayfalarını kokladılar. İlk m ders olarak Besmeleyi öğrendiler. Kandil gecelerinin kandilleri yanarken, ramazan bayramının Topları atılırken sevindiler. Bayram namazına babalarının yanında geldiler. Camiler içinde şafak sökerken, tekbirleri dinlediler. dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler, Türk oldular.
Bugünün çocukları büyük bir çoğunlukla yine Müslüman semtlerde doğuyorlar, büyüyorlar eskisi kadar derin bir ruh ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar.
Fakat fazla medenileşmiş en üst tabakanın çocukları ezansız yeni semtlerde alafranga terbiye ile yetişirken Türk çocukluğunun en çöç güzel rüyasını göremiyorlar.
Bu çocukların sütü çok temiz, Yaratılışları çok metin olmalı ki ileride alafranga hayat Türklüğü büsbütün sardıktan sonra milliyetlerine bağlı kalkabilsinler . Yoksa ne yeni muhit ne de yeni yaşayış, ne semt hiçbir şey bu yavrulara Türklüğü hissettiremez.”
Devamla;
“ Biz minareler, ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek semtten çok sonra ayrıldık. Biz bir gün, bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat ezansız ve minaresiz semtlerde doğan, Frenk terbiyesi ile yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar.”
(Yahya Kemal Beyatlı, Aziz İstanbul)