Bazı hikâyeler vardır, kısa gibi görünür ama insanın içini uzun uzun acıtır. Okur bitirir, sayfayı kapatır ama vicdan kapanmaz. İşte anne ile oğul arasında geçen bu hikâye de onlardan biri.
Babasının ölümünden sonra bir oğul, annesini huzur evine yerleştirir. Hayat devam ediyordur, işleri vardır, zamanı dardır. Arada bir uğrar, vicdanını yoklar, “elimden geleni yapıyorum” cümlesiyle kendini rahatlatır. Ta ki o telefon gelene kadar. “Anneniz çok rahatsız, ölmek üzere…”
Son görüşme her zaman ağırdır. Hele bir annenin son bakışı, insanın ömrü boyunca peşini bırakmaz. Oğul sorar, belki de ilk defa gerçekten sorar:
“Anne, senin için ne yapmamı istiyorsun?”
İstek büyük değildir. Ne altın ister, ne mal, ne mülk…
Bir klima ister, çünkü sıcak dayanılmaz hâle geliyordur.
Bir buzdolabı ister, çünkü çoğu gece aç yatmıştır.
Oğul şaşkındır. “Şimdi mi söylüyorsun anne, niye daha önce söylemedin?” der.
Aslında bu soru, geç kalmış bütün evlatların ortak sorusudur.
Annenin cevabı ise insanın boğazına düğüm olur.
“Ben açlığa da sıcağa da alıştım oğlum. Ama korkum şu… Bir gün yaşlanırsın, çocukların sana bakmaz, seni de buraya getirirler. İşte o gün bu istediklerim sana lâzım olur diye düşündüm.”
Bir anne, ölürken bile kendini değil evladını düşünür. Aç kalmış, susmuş, terlemiş… Ama şikâyet etmemiş. Çünkü anneler, evlatlarına yük olmayı günah sayar. Onlar sessizce eksilir, fark edilmemeyi sabır zannederler.
Biz ise çoğu zaman annelerimizi hayattayken “emanet” gibi görürüz. Oysa anne emanet değil, nimettir. Zamanında kıymeti bilinmezse, geriye sadece pişmanlık kalır.
Huzur evleri doluyor. Sözler çoğu zaman aynı: “Bakacak kimse yoktu.”
Ama gerçek çoğu zaman farklıdır. Zaman ayıracak kalp yoktu.
Bir hadîs-i şerîf vardır, çok söylenir ama az yaşanır:
“Cennet, anaların ayakları altındadır.”
Ne kadar basit, ne kadar ağır bir cümle…
Cennet bazen bir klimadır.
Bazen bir tabak sıcak yemektir.
Bazen “anne bugün nasılsın” diye sorabilmektir.
Anneler ölmeden önce çok şey istemez.
Asıl korkuları, biz yaşlanınca yalnız kalmamızdır.
Ve insan, bunu anladığında çoğu zaman artık çok geçtir.