Bayram sabahları bir başka olurdu. Daha gün doğmadan kalkılır, sessiz bir heyecan evin içine yayılırdı. Bayram namazı için hazırlık yapılır, en temiz kıyafetler özenle giyilirdi. Rahmetli babamın tercihi her zaman İncirli Camisi olurdu. O gün bugündür, ben de aynı yolu izlerim; bayram namazını aksatmadan orada kılmaya çalışırım. Eskiden camiler bayram sabahlarında bile sakin sayılırdı.
Namazın ardından eve dönülür, ailece kahvaltı yapılırdı. Ama asıl hareketlilik bundan sonra başlardı. Büyüklerin ziyaretine gidilir, eller öpülürdü. Çocuklar için ise bayramın en heyecanlı anı harçlık meselesiydi. O yıllarda mendil geleneği vardı. Mendilin içine konulan para, çocuklara büyük bir mutlulukla verilirdi. Toplanan harçlıklarla açık bulabildiğimiz bir pastaneye ya da sinemaya gitmek büyük bir keyifti.
Balıkesir o zamanlar daha küçüktü. Bayram günlerinde çoğu yer kapalı olurdu. Eğer fuar kurulmuşsa, adres belliydi, lunapark. Çarpışan arabalara binmek, belki de bayramın en unutulmaz eğlencesiydi. O günlerin en iyi pastanesi Hayat’tı. Şekerci Orhan ise her zaman aynı yerde, aynı sadelikle şeker satmaya devam ederdi.
Bayram harçlığı, kardeşler arasında adeta bir rekabet konusuydu. Kimin daha çok para topladığı ciddi bir meseleydi. Ama bu rekabetin içinde bile bir samimiyet, bir çocukluk neşesi vardı.
Anne ve babaların elleri öpüldükten sonra sıra dedelere gelirdi. Mahalle bakkallarından alınan mantar tabancalarıyla sokaklar şenlenirdi. Patlayan her mantar, bayramın sesiydi adeta. Zamanla bu oyuncakların yasaklandığı söylendi, ama aslında sessizce hayatımızdan çıkıp gittiler.
Bir diğer bayram geleneği ise antrenman sahasında motor kiralamaktı. Bugünkü Atatürk Parkı’nın girişindeki alan… O yıllarda ne ehliyet sorulurdu ne de yaş. İsteyen saatlik, isteyen günlük mobilet kiralar, sahanın etrafında tur atardı. O özgürlük hissi, bugünün ölçüleriyle anlatılması zor bir duyguydu.
Bugüne baktığımızda ise bayramların şekil değiştirdiğini görüyoruz. Ziyaretler azaldı, sokakların yerini ekranlar aldı. Harçlıklar artık zarfla ya da dijital yollarla veriliyor. Çocukların heyecanı hâlâ var ama biçimi farklı. Kalabalıklar artmış gibi görünse de, o eski samimiyetin eksildiğini hissedenlerin sayısı da az değil.
Yine de bayram, özünde aynı bayram. Bir araya gelmek, hatırlamak, hatırlanmak… Belki de mesele geçmişi özlemekten çok, o ruhu bugüne ne kadar taşıyabildiğimizdir. Çünkü bayramı bayram yapan, ne lunaparktır ne harçlık; insanın içindeki o sıcaklıktır.