Merhaba Sevgili Okurlarım…
Estetik operasyon günümüzde giderek yaygın hale gelmekte olup özellikle cerrahi işlem gerektirmeyen dolgu, botoks gibi uygulamalar artık diş dolgusu yaptırmak gibi sıradan bir hal aldı. Estetik operasyonu hukuki boyutu olarak kişilerin fiziksel görünüşlerinde doğuştan gelen veya sonradan ortaya çıkan, görünüşlerinden memnun olmamalarına sebep olan ve kusurlu olarak görülen kısımlarının gerek cerrahi gerekse dışarıdan müdahale gerektiren işlemlerle düzeltilmesi, kişinin istediği hale getirilmesi olarak tanımlamak mümkün. Estetik operasyon burun kemiğinin düzeltilmesi, nefes almanın kolaylaştırılması gibi sebeplerle tedavi amaçlı yapılabileceği gibi, yalnızca güzelleşme amacıyla da yapılabilmektedir.
Ancak ne kadar estetik operasyonu yapacak olan doktoru haftalarca araştırmış olsanız da, bu operasyon için bulunduğunuz şehrin en iyi hastanesine başvurmuş olsanız da meydana gelen sonuçtan memnun kalmayabilirsiniz. Bu gibi durumlarda, şartların bulunması halinde operasyonu yapan doktora ve/veya hastaneye tazminat talepli dava açabilirsiniz. Ancak bunun için öncelikle durumun detaylı şekilde değerlendirilmesi ve dava şartlarının oluşup oluşmadığının tespiti gerekmektedir.
Doktorun bilgi, deneyim veya özen eksikliği, dikkatsizlik, yanlış tıbbi uygulama gibi doktor hatası olarak tanımlayabileceğimiz durumlar sebebiyle meydana gelen hatalı uygulamalar hukukta malpraktis olarak adlandırılmakta ve malpraktis davaları genel başlığı altında incelenmektedir. Ancak yalnızca güzelleşme amacı taşıyan estetik ameliyatlar tıbbi gereklilikten ötürü yapılan ve tedavi amacı taşıyan ameliyatlardan ayrılmaktadır. Zira, tedavi amacı taşıyan ameliyatlarda hasta ile hekim arasında vekalet sözleşmesi hükümlerinin geçerli olduğu kabul edilir. Bu şu anlama gelmektedir ki, hekim hastasına bir sonuç vaadinde bulunmayıp hastalığının ne olduğunu, tedavisinin ne şekilde gerçekleşeceğini, tedavi sırasında meydana gelebilecek olası riskleri açıklayarak hastanın tedavisi için elinden gelen en yüksek özeni göstererek yapılması gereken tedaviyi uygular. Bu noktada hekimin sorumluluğu uygun tedaviyi seçerek bu tedaviyi en yüksek dikkat ve özen ile uygulamaktır. Tüm teşhis ve tedavi yolu ile tedavinin uygulanış şekli tıbbi gerekliliklere uygun olmakla birlikte tedavi sonucunda yine de olumlu sonuç alınamadığında artık hekimin bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Oysaki estetik amaçlı ameliyatlarda Türk Borçlar Kanunu’nun eser sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanmakta olup, hekim hastaya karşı tıpkı bina inşa eden bir müteahhit veya bir tablo yapan ressam gibi sonuç vaadinde bulunmaktadır. Bu durumda hasta, kendisine vaat edilen sonuç gerçekleşmediğinde doktor veya hastane aleyhine tazminat davası açma hakkını kazanmaktadır.
Bu noktada hekimin sonuç vaadinin niteliğinin ortaya konulması gerekir. Hekim hastaya burnunun şu resme veya şu ünlüye benzeyeceğini vaat ettiğinde ve ameliyat sonrası beklenen sonuç gerçekleşmediğinde hasta hakkını arayabilecektir. Fakat burada artık hatalı bir ameliyattan değil, yanlış bilgilendirmeden bahsetmek daha yerinde olacaktır. Zira hekimlerin teşhis ve tedaviyi doğru tespit edip uygulamak yanında hastayı operasyon öncesinde ve sonrasında doğru bilgilendirme yükümlülüğü de bulunmaktır. Estetik operasyon özelinde konuşacak olursak, geçirilecek operasyonun mevcut ve olası riskleri, hastayı ne gibi bir iyileşme süreci beklediği, hastanın iyileşmek için uyması gereken yükümlülükler, operasyonu yaptırmanın doğuracağı tüm olumlu ve olumsuz sonuçlar ile operasyon sırasında veya sonrasında meydana gelebilecek komplikasyonlar hastaya detaylı şekilde açıklanmalı, hastanın tüm bilgileri değerlendirebilmesi için yeterli süre tanınmalı ve hastanın kararını bilgilendirilmiş bir şekilde vermesi sağlanmalıdır. Aydınlatılmış onam olarak ifade edilen bu süreç tıbbi bir sürecin olmazsa olmaz basamağıdır. Aydınlatılmış onam ile hastaya olası komplikasyonlar da açıklanmakta ve hastanın bunları da öngörerek kararını vermesi sağlanmaktadır. Komplikasyon sözcüğü, hekim tarafından tüm süreç doğru yürütülmesine rağmen meydana gelen istenmeyen sonuçlar olarak ifade edilebilmektedir. Ancak aydınlatılmış onam ile hastaya açıklanabilecek ve hastanın onay vererek göze almış olduğu komplikasyonlar öngörülebilir olan komplikasyonlardır. Ameliyat sırasında veya sonrasında öngörülemeyen ve hekimden öngörmesi de beklenemeyecek olan komplikasyonların gelişmesi de mümkündür. Bu durumda ise önemli olan husus komplikasyonun hekim tarafından en kısa sürede fark edilerek komplikasyon sürecinin doğru ve profesyonel bir şekilde yönetilmesidir. Öngörülemeyen bir komplikasyonu zamanında fark ederek komplikasyonun olası olumsuz sonuçlarını önleyebilmek için doğru tıbbi yolu izleyen bir hekimin komplikasyonun olumsuz sonuçları önlenememiş olsa dahi bir sorumluluğu söz konusu olmayacaktır. Zira hekimin tazminat sorumluluğunun gündeme gelebilmesi için öncelikle kusurunun bulunması ve bu kusur ile meydana gelen sonuç arasında illiyet bağı bulunması gerekmektedir. Söz gelimi cerrahi müdahale gerektiren bir estetik operasyonda hekimin yanlış uygulaması sonucu kemik yapısında bozulma olduğunu, aynı zamanda da hastanın alerjik yapısı gereği dikiş izlerinin geçmediğini düşünürsek, hekimin sorumluluğu yalnızca hatası ile sebep olduğu kemik yapısı bozulması ile sınırlı olacaktır. Zira hekimin kusuru kemik yapısına ilişkin olup aynı zamanda dikiş izlerinin geçmemiş olması ile hekimin kusuru arasında uygun bir illiyet bağı bulunmamaktadır. Hekim iz bırakmayacak tıbbi yöntemlerle dikişleri atmış, operasyon sonrasında izlerin geçmesi için hastaya uygun kremleri reçete etmiş ve yapması gerekenler konusunda hastayı aydınlatmış ise, kendi kusurundan kaynaklanmayan ve hastanın bünyesinden kaynaklı olan bir durumla ilgili sorumluluğu olmayacaktır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz üzere estetik ameliyatlar diğer tedavilerden farklı olarak hastaya sonuç vaadi sunduğu gerekçesiyle eser sözleşmesi hükümlerine tabi olduğundan, hekimin kusurundan kaynaklanmayan öngörülemez komplikasyon durumlarında dahi vaat ettiği sonucu meydana getiremeyen hekimin bundan dolayı sorumluluğunun bulunacağına yönelik Yargıtay Kararları da bulunmaktadır.
Yukarıda açıkladığımız nedenlerle hastanın hekimden veya hastaneden talep edebileceği maddi tazminat duruma göre değişiklik göstermektedir. Hasta istenen sonucu sağlamayan tıbbi süreç için yapmış olduğu tedavi giderlerini maddi tazminat olarak isteyebileceği gibi, olumsuz sonucu düzeltmek için bir operasyon daha geçirmesi gerekmişse 2. operasyon için yapmış olduğu harcamayı da maddi tazminat kalemi olarak talep edebilecektir. Bununla beraber hasta hekimin hatası sebebiyle 2. kez geçirmek zorunda kaldığı operasyon nedeniyle işinden uzak kalmış ise şartlarına bağlı olarak meydana gelen kazanç kaybını da talep etmesi mümkündür. Bunlara ilaveten hatalı hekim uygulaması sebebiyle zarar gören hasta, bozulan psikolojisi ve geçirmek zorunda kaldığı manevi olarak yıpratıcı süreç için kusurlu doktor veya hastaneden manevi tazminat talebinde de bulunabilecektir. Manevi tazminatın takdirinde ise kişinin sosyal çevresi, statüsü, maddi durumu, yaşı gibi kriterler önem kazanmaktadır. Örneğin dış görünüşünün mesleği ile bir ilgisi bulunmayan bir kadın ile hayatını dış görünüşü ile kazanan bir mankenin hekim hatası sebebiyle yüz bölgesinde meydana gelen olumsuz görüntü için isteyeceği manevi tazminat miktarı aynı olmayacaktır. Yine şartlara bağlı olarak, örneğimizde mankenlik mesleğini icra eden kadın yüzündeki olumsuz görüntü sebebiyle mesleğini eskisi gibi icra edemeyecek olduğundan maddi geleceğinin sarsılmasından ötürü de tazminat talep edebilecek ve meydana gelen kazanç kaybını da isteyebilecektir.
Haftaya görüşmek üzere..
Sağlıkla, adaletle kalın..
Av. Arb. Duygu SARIDAŞ