Sevgili Okurlarım…
Hatırlarsanız, delilleri incelemeye kesin delillerden senet ile başlamıştık. Hukukumuzda bir diğer kesin delil yemindir. Yemin delili, gelişen teknoloji, farklı yollardan ispat kabiliyetinin artması gibi sebeplerle günümüzde artık çok da başvurulmayan bir delil haline gelmiştir. Oysaki, yemin delili de Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kesin deliller arasında saydığı delillerden olup bu yönüyle kesin bir ispat gücüne sahiptir. Yemin delilinin ileri sürülme ve kullanılma sürecinin Kanun’un öngördüğü şekilde doğru işletilmesi halinde hakimin yemin doğrultusunda davayı ispatlanmış sayarak buna göre karar vermesi gerekmektedir. Yemin delilinin çok sık başvurulmaması sebebiyle göz ardı edilmesi, hiç tahmin edilmeyen bir şekilde davayı kaybettirebileceği gibi, ispatsız olduğu düşünülen bir davada da lehe sonuç alınmasını sağlayabilmektedir.
Yeminin konusu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre, bir kişinin kendisinden kaynaklanan, davanın çözümü bakımından önem taşıyan ve çekişmeli olan vakıalardır. Yemin delili, taraflardan birinin Mahkeme huzurundaki bir uyuşmazlık konusunda uyuşmazlığa yönelik bir olayın doğru olup olmadığını Mahkeme önünde Kanun’un aradığı usullere uyarak, kutsal saydığı değerler ışığında belirtmesidir. Aslında yeminin mantığı, günlük hayatta “yemin etme” olarak bildiğimiz ifade ile aynıdır. Yalnızca Mahkeme huzurunda edilen yeminin teklif edilme süresi, yemin etme şekli ve süreci belli kurallara tabi olup bu kurallara uyularak Mahkeme huzurunda edilen yemin davayı sonuçlandırma gücüne sahiptir.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği, örneğin velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren konularda, bir işlemin geçerliliği için iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği, örneğin tapu işlemleri gibi geçerliliği tapu memuru huzurunda yapılmış olmasına bağlı olan konularda ve yemin edecek kişinin namus veya onurunu etkileyecek ya da o kişiyi ceza soruşturması veya kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konularda yemin deliline başvurulması mümkün değildir.
Yemin teklifini, iddiasını ispatla mükellef olan kişinin yapması gerekmektedir. Yargıtay’ın görüşüne göre, taraflar yargılama sırasında yemin deliline ne zaman sıra geleceğini bilemeyeceğinden, hakimin yemin delilini iddiasını ispat için başka bir delili bulunmayan ve iddiasını ispat edememiş tarafa hatırlatması gerekmektedir. Bununla birlikte, tarafların yemin delilinden yararlanabilmesi için dilekçelerinde delilleri arasında yemin deliline dayanmış olmaları gerekmektedir. Yemin delili kendisine hatırlatılan tarafın karşı tarafa yemin teklif etme hakkı bulunmaktadır. Kendisine yemin teklif edilen kişinin duruşmada bizzat hazır bulunmaması halinde kendisine yemin teklifini içeren davetiye çıkartılması gerekir. Çıkarılacak davetiyede, yemine konu hususlar hakkında sorulacak soruların, yemin için belirlenen günde geçerli bir mazereti bulunmaksızın Mahkemede bizzat bulunmaması veya bizzat bulunmasına rağmen yemini iade etmemesi veya yemini eda etmekten kaçınması halinde yemin konusu vakıaları kabul etmiş sayılacağına ilişkin ihtarın yer alması gerekmektedir. Aksi halde yemini eda edecek tarafa usulüne uygun çıkarılmış bir davetiyeden söz edilemeyecektir.
Yeminin iadesi, kendisine yemin teklif edilen kişinin yemin etmek istemeyerek kendisine yemin teklif eden tarafın yemin etmesini istemesi olarak tanımlanabilecektir. Karşı tarafa yemin teklif eden ve yemini kendisine iade olunan, yani yemin etmesi kendisinden istenen kimse yemin etmekten kaçınırsa, yemine konu vakıalar ispat edilememiş sayılacaktır.
Buradan bakıldığında, yemin delili çok soyut görünmekte ve ispat açısından düşünüldüğünde güven verici bir izlenim uyandırmayabilmekte ise de, yeminin bir kesin delil olduğu ve süreç doğru ilerlediği takdirde diğer kesin deliller olan senet ve kesin hüküm ile aynı ispat kabiliyetine sahip olduğu unutulmamalıdır.
Herkese iyi haftalar dilerim.