Yıllar ne de çabuk geçiyor fark etmeden biz. Ardına bakmadan koştururcasına giderken yıllar, günlerin ayların teker teker avuçlarımızdan kayıp gidişini fark etmiyoruz. Sonra ardımıza dönüp baktığımızda şaşırıp kalıyoruz kat ettiğimiz yollara. Bu yollar nasıl aşılmış, neler yapılmış, bunca sene nasıl geçmiş, ne zaman gelmişiz buralara? Kendimize cevabını bilemediğimiz soruları şaşkınlıkla sorup duruyoruz.
Hiçbir şey yaşamamışız gibi gelir bunca koşturmaca arasında, üstelik daha yaşanacak onca şey varken. Yapılmamış, yaşanmamış bunca şeyi yapmak için sabırsızca dilekler tutuşur içimizde. Kısa zamanlara sığdırmaya çalışırız yapmayı istediğimiz şeyleri. Ve anlamayız, nasıl oldu da harcadık biz bunca seneyi bozuk para gibi? Nasıl oluyor da günler bir türlü geçmiyor gibi gelirken, bunca yıl geçip gidivermiş hayatımızdan. Zamanı durdurmak mümkün değil.
Evet, aynen bu ruh halindeyken, bir de baktım ki yaşlanıyor muyum ne? Çok sık sorar oldum son zamanlarda bunu kendime. İnsan yaşlılığı da kabul etmiyor ki. Her ne kadar her yaşın ayrı güzelliği var desek de bir türlü yaşlılığı kabul edemeyiz ki. Bir teselli kelimesidir bence bu. Gençlik enerjisi ve güzelliği gibi olur mu hiç bu yaşın insanı. Zaman biriktirilmiyor ve biz de hoyratça harcıyoruz.
Üstelik kişinin kimlik yaşı ile ruh yaşı beraber de büyümüyor. Bir de vücut yaşı bunlara kafa tutuyorsa işte uyumsuzluk.
Kimlik yaşım “yavaşla” artık derken, ruh yaşım “daha yaşanacak çok şey var, kesinlikle yavaşlama, devam” diyor. Vücut yaşım da ruh yaşıma destek verince, kimlik yaşımla uyumsuzluk yaşanmasın diye çabalıyorum bir de.
Bunca sene parmaklarımın arasından akıp giden kum taneleri gibi akıp gidivermiş. Hiç anlamamışım...
GÜNÜN FIKRASI
Siz Olsanız Ne Yapardınız?
Mahkemede hakim davacıya sormuş:
- "Kazadan sonra size ‘Nasılsınız?..’ diye soran otoyol polisine ‘Çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz!"
- "Efendim atım Karataş."
- "Bırak şimdi atını matını… Olayı anlat..!"
- "Efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, “Atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve “Peki, sen nasılsın bakalım?.. ” diye sordu. Afedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız!"