Balıkesir’in sıcak yaz akşamlarında, eskiden apartman balkonlarından yükselen çocuk kahkahaları, komşuların çay sohbetleri ve kapı önlerinde yapılan kısa ayaküstü muhabbetler artık mazide kaldı sanki. Şimdilerde o balkonlar sessizliğe bürünmüş, kapılar sıkıca kapanmış ve apartman boşlukları sadece asansörün mekanik uğultusuyla yankılanıyor. Teknolojinin sunduğu sayısız imkân, hayatımızı kolaylaştırırken, yanı başımızdaki insanlarla kurduğumuz o sıcak, samimi bağları da yavaş yavaş eritiyor.
Hatırlıyorum da, çocukluğumun geçtiği o eski apartmanda, her kapı bir diğerine açıktı adeta. Teyzeler, amcalar sadece birer tanıdık değil, yeri geldiğinde ailemizin bir parçasıydı. Bir fincan şeker mi bitti, bir tamir işi mi vardı, ilk çalınacak kapı komşunun kapısı olurdu. Bayramlarda kapılar tek tek dolaşılır, en güzel ikramlıklar komşularla paylaşılarak bayramın neşesi katlanırdı. Şimdi ise aynı apartmanda yıllardır oturan komşularımızın isimlerini bile bilmekte zorlanıyoruz.
Akıllı telefonlar, tabletler ve bitmek bilmeyen internet dünyası, bizi kendi küçük sanal evrenlerimize hapsetti. Artık ihtiyacımız olan her bilgiye, her türlü eğlenceye parmak uçlarımızla ulaşabiliyoruz. Bir sorunumuz olduğunda Google’a danışıyor, canımız sıkıldığında sosyal medyada kayboluyoruz. Peki, bu kolaylık ve erişilebilirlik, bize neyin yoksunluğunu yaşatıyor?
Cevap basit: İnsan sıcaklığının, gerçek bir gülümsemenin ve samimi bir sohbetin yerini hiçbir teknolojik alet tutamıyor.
Apartman koridorlarında karşılaştığımızda aceleci bir "merhaba" ile geçiştiriyoruz birbirimizi. Belki asansörde kısa bir sessizlik oluyor, sonra herkes kendi dertleriyle, kendi ekranlarıyla baş başa kalıyor. Oysa o kısacık anlar, belki bir hal hatır sormak, belki bir derdi paylaşmak için bir fırsattı. Kaçırdığımız her "nasılsın?" sorusu, aramızdaki mesafeyi biraz daha artırıyor.
Elbette teknolojinin hayatımıza kattığı pek çok olumlu şey var. Uzaktaki sevdiklerimizle iletişim kurmamızı sağlıyor, bilgiye ulaşımımızı kolaylaştırıyor. Ancak bu faydaların gölgesinde, en temel insani ihtiyaçlarımızdan biri olan komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, toplumsal dokumuzda onarılması zor yaralar açabilir.
Belki de yeniden o eski günlerdeki gibi kapıları çalmak, bir kahve bahanesiyle komşumuzla sohbet etmek, apartmanımızın ortak alanlarında bir araya gelmek için küçük adımlar atmalıyız. Unutmayalım ki, en zor anlarımızda yanımızda olacak, bir tas sıcak çorbayı getirecek, çocuğumuza göz kulak olacak en yakın insanlarımız, çoğu zaman yanı başımızdaki komşularımızdır. Teknolojinin sunduğu sanal dünyanın büyüsüne kapılırken, gerçek dünyanın sıcaklığını ve komşuluk ilişkilerinin değerini yeniden hatırlamak, belki de kaybettiğimiz o güzel sesi yeniden duyurmanın ilk adımı olacaktır. Balıkesir’in samimi insanlarının, bu yitirilen değeri yeniden canlandıracağına olan inancım tam.