BANDIRMA TRENİNİN İMDAT İSTEMESİ
Gündüz, Balıkesir Deposunda, depo nöbetinde olduğumuz bir gündü. Yıl tam olarak hatırlayamasamda 1985-1987 yılları arası olsa gerek. Depo nöbetimiz yine rutin bir şekilde gitmekte idi. Yoldan gelen buharlı makinelerin ateşlerinin dökülmesi, tenderlerine su ikmali yapılması için depo cenderesine götürüp cendereden su alınması, vincin altında kömür ikmali yapıldıktan sonra tamiri var ise tamir için uygun bir kanala, yok ise bizim ayağımıza dolaşmayacak bir şekilde uygun bir yola atıyorduk.
Bu arada da yola gidecek makinelerin hazırlığını yapıyorduk. Şayet uzun bir müddet depoda sıcak beklemiş ise, ocağı dolmuştur diye yine aşağı yukarı aynı işleme tabii tutuluyordu. Ateş dökülme, su alma, ve kömür ikmali.
Bu işlemler dışında, şayet o makinede gidecek kişi çok samimi olduğumuz arkadaşımız sa ise biraz daha farklı olabiliyordu bu işlemler. Makinesinin makinistler tarafından yağlanması gereken yerlerin yağlanması, biyel ve tekerler ve pompa gibi. O zaman makiniste ne kalır biliyor musunuz? Kazanı silmek ve ustasının gelmesini beklemek. Ustası uzaklardan göründü mü, hemen matarayı ocağa sallayıp o güzelim dünya güzeli matara çayını demlemek.
Bütün bu işleri halletmiş ve nöbetimizin son 1-2 saati gelmiş nöbetimizin bitmesini bekliyorduk ki, korktuğumuz başımıza geldi. Bandırma treni imdat istemişti. Bandırma'dan İzmir'e gitmekte olan tren makinesi arıza yapmış ve makine istemişti. Ben de herhangi bir silahın şarjöründeki ilk mermi gibi, ilk gidecek adamdım. İmdat isteyen tren ekspres olduğundan en seri şekilde hangi lokomotif hazır ise onu verdirdi işyeri amirleri. 46 200,lük buharlı lokomotif ti ama makine numarasını tam olarak hatırlayamadığım için yazamayacağım üzgünüm. Balıkesir garda bağlandık. Fren tecrübesini yaptıktan sonra da hemen akabinde tren daha fazla tehir etmesin diye yola çıktık. Ben bir 46 200'lük lokomotifin bu kadar hız yapabileceğini kesinlikle inanmazdım. Ustam bana hız göstergesini gösterdikten sonra inanmamam için hiç bir neden kalmamıştı çünkü hız göstergesi çoktan saatte 95 kilometreyi bulmuştu.
IZGARALARIN DÜŞMESİ
Yine Balıkesir’de çalıştığımız yıllarda idi. Yanlış hatırlamıyorsam 1273 sefer sayılı Balıkesir’den Bandırma’ya giden ekspres yük trenimiz vardı. Biz Balıkesir'den o trene Ayvatlar rampası diye tabir ettiğimiz yere kadar arka ranfor (destek) yapacaktık. Esas makine tren üzerine çıktı, ardından biz de çıktık. Normal işlemlerden sonra trenimizin hareket saati gelmişti.
Hareket memuru gelip, föydomarşı imzaladıktan sonra hareket diskinin yeşil yüzünü gösterdi ve biz yola çıktık. Balıkesir’den Bandırma tarafına doğru giderken yaklaşık bir kilometre sonra yol hafif meyilli olarak bir müddet gider. O arada ateşçi ocağını tavlar çünkü birazdan hatırı sayılır bir rampaya saracağını çok iyi bilir. Ve bilir ki hava her ne kadar soğuk olursa olsun, saunaya girmiş gibi terleyeceğini, yanında taşıdığı makinenin demirbaşı olan beş litrelik su bidonunun içindeki suyun kendisine yetmeyeceğini. Bir taraftan makinenin kazanına enjektörlerle su takviyesi yaparken bir taraftan de su bidonunu kafasına diker, kana kana su içer.
O seferde de rampaya o kadar tatlı sarmıştık ki, her şey yolunda gidiyordu. İngiliz atasözü der ki; her şey yolunda gidiyorsa bir terslik vardır. Rampanın bitimine yaklaşık olarak 100–200 metre kadar kalmıştı ki ocağın içerisinden anormal şekilde gürültüler gelmeye başladı. Adeta makineden bir şeyler kopup kopup düşmekte idi. O telaş ile ocağın foya kapağını açtım ki bir de ne göreyim ocağın ızgaraları yerlerinden kalkıp aşağı düşüyor. Çok dua ettim rampa bitsin de öyle duralım diye. Çünkü durursak kalkamayacağımızı iyi biliyorduk. Sanırım duamız kabul olmuş olmalı ki, tren oturmadan rampayı bitirdik. Şanslı bir günümüzdeydik. Biz esas tren personeline ayrıntıları bildirmeden kendi makinemizi kestirip, rampa aşağı saldık. Acaba o hız ile Balıkesir’i bulabilir miyiz diye fakat nafile.
Hızımız ile şimdiki sanayinin olduğu yere kadar ancak gelebildik ve orda makineyi söndürmek mecburiyetinde kaldık, çünkü ızgaraların yarısı dökülmüştü. Makineyi emniyete aldıktan sonra arkadaşı makinenin yanında bırakarak yayan Balıkesir’e kadar gidip oradan başka bir makine alıp gittim ve o soğuk makineyi alıp depoya getirdik.
Bu anımı da hiç unutamayacağım anılarım arasına ekleyebilirim. Çünkü makineyi bıraktığımız yerden Balıkesir'e kadar yaya olarak giderken sayısını bilemediğim kadar çok köpek saldırısına uğramıştım.
NOT: Anılar Ergin Tönük tarafından derlenmiştir.