Tarih çoğu zaman savaşlar, antlaşmalar ve padişahların kararlarıyla anlatılır. Oysa bazen bir bakış, bir merak ve bir kültürler arası diyalog, tarihin yönünü sessizce değiştirir. 1720 yılında Osmanlı Devleti, Paris’e bir elçi gönderdi: Yirmisekiz Mehmed Çelebi. Adı, Yeniçeri Ocağı’nda “yirmi sekizinci ortada” görev aldığı için bu şekilde anılmıştı. Ancak Mehmed Çelebi, sadece bir diplomattan çok daha fazlasıydı. O, aynı zamanda bir gözlemci, bir yenilik arayıcısı ve Osmanlı’yı çağdaş uygarlıklarla buluşturmayı arzulayan bir öncüydü.
Mehmed Çelebi, Paris’e gönderilmeden önce Osmanlı’da çeşitli görevlerde bulunmuş, Darphane Nâzırlığı, defterdarlık ve baş muhasebecilik yapmıştı. Fakat onun asıl amacı, yalnızca resmi bir temsilcilik yapmak değildi. Osmanlı’da eksik gördüğü alanları bizzat gözlemlemek, yeni teknik ve yöntemleri yerinde incelemek ve ülkesine aktarmaktı. Matbaa, eğitim kurumları, askeri organizasyonlar, bahçecilik ve mimarlık gibi alanlarda gördüğü yenilikleri Osmanlı’ya taşımayı hedeflemişti. Nitekim dönüşünde kaleme aldığı “Sefâretnâme”, yalnızca bir seyahat notu değil; Osmanlı’da kısa ve uzun vadeli değişimlere ışık tutan bir rehber niteliğindeydi.
Paris’teki günleri ise hem diplomatik hem de kültürel açıdan dikkat çekiciydi. Ramazan ayına denk gelen bu seyahatte, oruçlarını tutarken iftarlarını ve teravih namazlarını meraklı Fransız aristokrat hanımlarının gözü önünde gerçekleştirmek zorunda kaldılar. Mareşalin kibarca ilettiği “Hanımlarımız iftarınızı görmek isterler” teklifi üzerine Mehmed Çelebi, zarif bir şekilde kabul etti. O akşam, iki yüz kadar Fransız kadın elmaslarla süslenmiş halde gelir, sandalyelere oturur ve Osmanlı elçiliği adeta bir kültürel şölen alanına dönüşürdü. Ertesi gün, hatta birkaç gün boyunca bu merak devam etti; hanımlar iftar ve teravih namazlarını izlemek için tekrar geldiler. Mehmed Çelebi, tüm bu yoğun ilgiye rağmen sabırla görevini yerine getirdi ve gözlemlerini not aldı.
Bu deneyimler Mehmed Çelebi’nin Osmanlı’ya aktarabileceği birçok yeniliği de beraberinde getirdi. Özellikle eğitimde düzenleme, modern matbaanın kurulması, bahçecilik ve saray mimarisinde Fransa’dan örneklerin alınması gibi alanlarda önemli etkiler bıraktı. Lale Devri’nde inşa edilen Sadabad Bahçeleri, Paris Tuileries Sarayı’nın etkilerini taşıyordu; bu etki doğrudan Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin gözlemlerine dayanıyordu.
Elçinin Paris’teki serüveni bize şunu hatırlatıyor: Yenilik, yalnızca fikirde değil, cesur gözlem ve merakta başlar. Bir toplumun gelişmesi, merak eden, sorgulayan ve gördüklerini ülkesine aktarmaktan çekinmeyen insanlar sayesinde olur. Yirmisekiz Mehmed Çelebi, Paris’teki o iftar ve teravih gecelerinde hem bir Osmanlı elçisinin zarafetini hem de bir kültür elçisinin vizyonunu gösterdi. O, iki dünyayı birleştiren, merak ve saygı ile diplomasi yapan bir öncüydü.
Bugün bizlere düşen, tarihten bu tür örnekleri alıp, kültürler arası anlayış ve yenilikçiliğin önemini hatırlamaktır. Çünkü dünya, hâlâ merak eden gözlerle ve farklı kültürlere saygıyla gelişiyor.
NOT: Türkiye'nin batılılaşma serüvenindeki ilk ve önemli isimlerinden biridir. Osmanlı Devleti'nin uzun süreli bir görevle Batı'ya gönderdiği ilk diplomat olan Mehmed Çelebi, Paris'te yaşadıklarını "Sefaretnâme"sinde yazmış, gittiği operayı anlatmış ve binlerce Fransız kadınının Ramazan akşamları başlarına üşüşüp iftar ve teravih seyretmelerini tatlı tatlı hikâye etmiştir.